Bahanelere sızlanmalara hiç aldırmaz günlerin başladığı aydır Mayıs… Tembel hayvanların bile en hızlı hamlelerini yaptığı, en katı ruhların rotasından saptığı bir aydır Mayıs.

Ben Mayıs gelince hep martıları anımsarım, martılar; özgürlüğün sembolü olarak görünün gözlerime birçok insana göründüğü gibi, ancak birileri fark etmez bu inceliği. Oysa bilinmesi gereken özgürlük varlığın olmazsa olmaz ilkesidir. Martı ve özgürlük bir araya gelince, Jonathan Livingston adını anmadan olmaz: “uçmak bir martının en doğal hakkıdır. Özgürlük ise, var oluşun bir parçası..

Mayıs, güneşin yaldız döktüğü gün ortalarında bir martının kanatlarına takılıp sürünmek, mavi sonsuzluklarda; zaman zaman bembeyaz stratus bulutlarına karışmak, özgürlüğün sınırlarını aşmak ve düşünceye vurulan zincirleri kırarak bedeninizin özgürlüğünde tavan yapmaktır.

Mayıs, hızla gelişen teknolojilere ilham kaynağı olan başta martılar olmak üzere tüm canlıların özgürlükte tavan yaptığı bir ay güzelidir. Mayıs henüz yazılmamış bir şiiri yazmak için özgür düşüncenin tüm kaplarını açmak için en uygun zaman dilimidir.

Mayısın ortasında

Sıradan bir alagündü

Aşiyanın kıyısında

Gözlerim özgürlük voltasında

Duygularım derin sürgündü

Amatör balıkçıların oltasında

Güneş hüzünle düşerken

Akşam laciverte döndü

Lodosun şiddeti dindi

Martılar evlerine sindi

Önce kervanyıldızı sonra bir gökadası değişken yıldızlar derken

Ay göründü

Ay dolunaydı

Boğaz gelin havasında

Dans ediyordu yakamozlar eşliğinde erguvanlarla iki yakasında…

 

Hüseyin Tahmaz