Kimilerinin acımasızca eleştirdiği, kimilerin ilah gibi sevdiği Mustafa Kemal Atatürk, tüm dünyanın hayranı olduğu bir liderdi. Günümüzde herkesin bilmediği ama günümüz siyasilerine ibret olacak nitelikte bir hikayesi olan Yürüyen Köşk ünlü piyanist Fazıl Say’ın bestesiyle ölümsüzleşecek.

Bilmeyenler için yürüyen köşkün paha biçilemez bir ders niteliğinde olan hikayesini paylaşıyoruz. Malum hektarlarca ormanı yok eden ve kentleşme, yol yapma bahanesiyle küresel sermayeye yenik düşüp, doğal güzelliklere acımayanlar bir hayli arttı.

Yürüyen Köşk Hikayesi

Ulu önder Atatürk, insanlara ve vatana gösterdiği değerin yanında diğer canlılara da saygı gösteren bir kişiliğe sahipti. Gazi Mustafa Kemal, Yalova’yı pek severdi. Zaman zaman buraya gelir, dinlenir ve birkaç gün geçirirdi.

Baltacı Çiftliğinde bir çadırı vardı ve burada kalırdı. Bu kenti çok seven Atatürk, 21 Ağustos 1929 tarihinde  Ertuğrul yatıyla Yalova’dan geçerken, iskelenin yakınlarında bulunan bir çınar ağacı dikkati çekmişti. Bu ağacı yakından görmek için yatı durdurdu ve bir süre bu çınar ağacının gölgesinde dinlendi.

Atatürk’ün çok özel ve sezgisel olan maneviyatı, burada huzur bulmuştu. Buraya bir köşk yapılmasını istedi ve 22 gün sonra köşk tamamlandı.

“Çınarın Dalı Kesilmesin”

1930 yılının yazında köşke gelen Atatürk, çınar ağacının dalının köşkün çatısına vurduğunu söyleyen çalışanların ağacın dalını kesme fikirleriyle karşılaştı. Bunun yerine köşkün ileriye alınmasını istedi ve bunun tramvay rayları ile taşınabileceğini belirtti.

Bu işi Yusuf Ziya Erdem ve mühendis Ali Galip Alnar üstlendiler. Uzun çabalar sonucu, Makbule Atadan, Vali ve fen müdürü eşliğinde köşkün taşınmasını izleyen Atatürk, çınar ağacını kesilmekten kurtarmıştı.

Atatürk’ün Maneviyatı

Böyle bir düşünce yapısına sahip olan insanın dünyanın en önemli lideri olmasına da şaşırmamak gerekir. Nitekim Atatürk’ün bu davranışı, Yürüyen Köşk olarak anılan bu meselenin aslında çok daha farklı bir amaç taşıdığını gösteriyor.

Belki o ağacın altında dinlenirken, asırlık çınarın kimlere kanat gerdiğini düşündü ve onun canlılığındaki enerjiyi hissetti. Bu doğrultuda belki de kimsenin aklına gelmeye karar verdi ve Türk mühendislerinin sınırlarını zorladı. Doğanın ve doğadaki her canlının ne kadar önemli olduğu konusunda bir ders vermiş olan yüce önderimiz, bugün doğa düşmanları tarafından hakaretlere maruz kalsa da, asla değer kaybolmayacak bir kişi olduğunu kanıtlıyor.

 Dünya’nın ilk ve tek örneği olan bu durum tarih sayfalarındaki yerini korurken, aynı zamanda da birçok açıdan ciddi bir ders niteliğinde!